30 Kasım 2016 Çarşamba

KUR'AN AYETLERİNE GÖRE HİRİSTİYANLIK TAHRİF EDİLMİŞTİR.

KUR'AN AYETLERİNE GÖRE HİRİSTİYANLIK TAHRİF EDİLMİŞTİR.

Bakara suresi 75.Ayet: 
"Şimdi (ey müminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki onlardan bir zümre, Allah’ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi."


Bakara suresi 79.Ayet: 
"Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için 'Bu Allah katındandır' diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!"


Bakara suresi 211.Ayet: 

"İsrailoğullarına sor ki kendilerine nice apaçık mucizeler verdik. Kim mucizeler kendisine geldikten sonra Allah’ın nimetini (âyetlerini) değiştirirse bilsin ki Allah’ın azabı şiddetlidir."

HZ.İSA GERÇEĞİ


7 Şubat 2014 Cuma

JESUS SON OF MARY

 

JESUS SON OF MARY

VİDEO LİNKİ

http://ia700804.us.archive.org/26/items/Jesus_son_of_Mary/jesus_son_of_mary.mpg


 
JESUS SON OF MARY

Category: Islamic Documentary
Language: English
Duration: 01:29.55
Size: 1.67 Gb
Producer: İlker Yiğit


 
This documentary provides profiles from the life of Jesus the Messenger under the light of Quranic verses and has many distinct features from other movies and documentaries on Jesus. The documentary proves with proofs that Jesus the Messenger is not a son of God, that he was not crucified, was not killed, and that the previous major Holy Books of the Torah, The Psalters and the Gospel were manipulated and falsified during the course of their respective histories. The documentary also refutes various slanders thrown upon the God and His messengers in the texts of the manipulated Holy Books. For more please watch the documentary. The makers of the documentary do not hold any copyrights on it and thus it is dispersable freely.


Kur'ân ayetlerinin ışığında İsa peygamberin hayatından kesitler sunan bu belgesel İsa peygamberle alakalı birçok film ve belgeselden çok farklı özelliklere sahiptir. Bu belgeselde, İsa peygamberin Allah’ın oğlu olmadığı, çarmıha gerilmediği, öldürülmediği ayrıca Tevrat, Zebur ve İncil'in tahrife uğradığı delilleriyle ispatlanmaktadır. Ayrıca tahrif edilmiş olan Tevrat, Zebur ve İncil’de, Allah’a ve peygamberlerine atılmış olan iftiralara da gerekli cevaplar belgeselde verilmiştir. Daha fazlası için mutlaka belgeseli izleyin. Ayrıca bu belgeselin kopyalanıp dağıtılması serbesttir.




 
http://www.ayetler.com/prophet/jesus_son_of_mary.htm




 

12 Aralık 2013 Perşembe

EHLİ KİTAP İLE HAKİKİ DİYALOG BU OLSA GEREK


 
 
EHLİ KİTAP İLE HAKİKİ DİYALOG BU OLSA GEREK

İMAM efendi ehli kitap ile münazara için patrik ve papazların olduğu tartışma ortamında ilk cümlesi şöyle olmuş:


“–Papa efendi, çoluk-çocuk nasıl?” demiş.


Papa , kibirle yüzünü ekşitmiş:


“–Hıristiyan din adamlarıyla münâzaraya geliyorsun da, daha papazların, papanın çoluk-çocuk edinmek gibi süflî (aşağılık) işlerle meşgul olmadığını bilmiyorsun öyle mi! Bu ne cehâlet!” ...
İmam gülmüş;


“–Bilmediğimden değil... Fakat;


Kendinize bile yakıştıramadığınız, süflî iğrenç bulduğunuz, eş ve evlât edinme vasfını Allâh’a isnad edişinizdeki tutarsızlığı size söyleteyim dedim.
 
 

11 Aralık 2013 Çarşamba

TESLİS İNANCI



TESLİS İNANCI
 


Teslis, Arapça kökenli bu sözcük (Ar. تَثْلِيثٌ; fakat dînî kavram olarak ثالُوثٌ kelimesi kullanılmaktadır.) Hristiyan inancındaki üçleme. Türkçede Teslis adının yanı sıra Üçleme veya Kutsal Üçlük olarak da çevirilir, üç ilahî varlığı içeren akideleri tanımlayan bir ifadedir. Farklı din ve mitolojilerde farklı kökenlere, özelliklere ve anlayışlara sâhip farklı teslisler bulunmakta ve bunların çoğunun kendi bütünlüklerinde özel isimleri vardır. Hint din ve mitolojisindeki 'Trimurti' gibi. Bugün Türkçede 'teslis' dendiğinde sıklıkla Hıristiyanlıktaki 'Teslis' akla gelse de, daha genel bir anlama sahiptir. Hıristiyanlık inancında Baba, Oğul (İsa) ve Kutsal Ruh (Ruh-ul Kuds)'dan meydana gelen Tanrı kavramıdır.
 
 

Teslislere şu an varlığını sürdüren inanç sistemlerinde rastlandığı gibi (örneğin Hinduizm ve Hıristiyanlık), bugün var olmayan antik dinî inanç ve mitolojilerde de rastlandığı olur. Teslislerin ortak bir geçmiş kültürü işaret ettiğine dair çeşitli hipotezler olsa da, bunların hiçbirisi kabul edilen bilimsel kuramlar değildir. Bununla birlikte arkeolojik ve tarihî bulgular komşu kültürlerde bulunan veya aynı topraklarda ardışık dönemlerde ikamet etmiş topluluklardaki teslislerin arasında bir benzerlik, etkileşim ve belki nedensel bağlantı olabileceğini düşündürmüştür.
 

Hristiyan teolojisine göre bu üçlü birlik birbirinden ayrılmaz ve tek bir Tanrı'nın birbirini tamamlayan farklı yansımaları olarak görülür. Bu açıdan monoteist teoloji çizgisindedir. Diğer İbrahim çıkışlı tektanrılı dinler (İbrahimî dinler) Yahudilik ve İslâm ise teslis inancını reddeder.


TARİHÇESİ

HIRİSTİYANLIK


Teslisteki teslis, kişiler (hypostasa) ve cevher gibi kavramlar İncil'de yoktur. Bu doktrine temel olarak gösterilen bazı İncil âyetleri vardır. Mesela İsa'nın İncil'de havarilerine dini yayma emrini içeren

 
 “ Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruhun adıyla vaftiz edin. (Mt 26, 19) „


İncil sözüne dayanmaktadır. Ama "İsa şöyle karşılık verdi: «En önemlisi şudur: `Dinle, ey İsrail! Tanrımız olan Rab tek Rab'dir."(Mar12:29) incil sözüne hristiyan alimleri net bir açıklama getiremez.



Yunancadan gelen trias kelimesini Baba, Oğul ve Kutsal Ruh için ilk kez kullanıldığını M.S. 2. yüzyılın ikinci yarısında Hristiyanlığın savunucusu Atina'lı Atenagoras'da görüyoruz.
 

“ Onlar [Hristiyanlar] Tanrı'yı ve Kelimetullâh'ı, Oğul'un Baba'yla birliğini, ortaklığını, Rûh'un ne olduğunu, bu teslisin, yâni Rûh'un, Oğul'un ve Baba'nın birliğini ve bunların üçünü birbirinden neyin ayırdığını bilirler.


Batı kilisesinde teslis kelimesi, bu yazıdan birkaç onyıl sonra Tertullianus tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Bunun için Latincedeki tres (üç) ve unitas (birlik) kelimelerinden yeni bir kelime olan trinitası üretmiştir. Hukukçu olan Tertulianus, iş hayâtındaki kavramları dîne aktararak Roma Hukûku'ndan alınmış ifâdeleri dîne almıştır. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh için personae (şahıslar - hukuktaki taraf için kullanılmaktadır), üçünün birliği için substantia (cevher) kelimeleri gibi. O zaman dînî kavramlara eklenen bu kelimelerle Hristiyan teslîsi ifâde edilecek olursa Tanrı cevherde birdir, fakat monarchia, yâni hükmetmede üç şahıs vardır. Bugünkü Avrupâi dillerde persona ile karıştırılmaması için personae yerine Yunancadan alınan hypostasa (gerçek, huy, varlık, kişisel tabiat) kelimesi tercih edilmektedir.
 

Târihte Hrisityan İncili'ni kabul eden cemaatlerin çoğu, teslis doktrinine uymuşlardır. Hem batılı (katolik ve protestanlar), hem de doğulu (ortodoks, monofizit ve nestoriyen) kiliselerin hepsi, M.S. 4. yüzyılın sonundan îtibâren teslisi savunmuşlardır.

 
Hıristiyanlık içinde de teslis inancını reddeden ve Îsâ'nın hem tanrısal, hem de insânî doğasına karşı çıkan akımlar, târih boyunca ortaya çıkmıştır. Bu akımları ortaya çıkaran önemli felsefî akım Kuzey İtalya'dan gelen aydın dönem Hümanizm'dir. Bu yeni düşünce akımıyla Bunlardan bazı mezhepler şunlardır:
 

• Hür İncil Cemaati
• Hristiyan Bilimi
• Mormonlar
• Sosinianizm
• Sosinianizm
• Tanrı'nın yedinci gününün cemaati,
• Üniteryanizm
• Yehova Şâhitleri
 

Ayrıca teslisi kabul eden dînî cemaatlerde bu doktrine karşı tek tük de olsa bu cemaatlerin din adamlarınca incille bağdaşmadığı görüşleri ileri sürülmüş ve sürülmektedir. Meselâ Alexander Hislop, Adolph Ernst Knoch veya Karl-Heinz Ohlig gibi.

Teslisin çeşitleri
 

 Değişik zaman ve dînî sistemlerdeki teslisler şunlardır:

• Bâbil geleneği:

 Birinci üçlük: Anu (Gök tanrısı), Enlil (Yer, hava ve fırtına tanrısı), Ea (Irmaklar tanrısı).
İkinci üçlük: Sin (Ay tanrısı), Şamaş (Güneş tanrısı), İştar (Bereket tanrıçası - Tammuz'un eşi-sevgilisi)

Şeytan üçlüğü: Labartu - Labazu - Ahatsu,

• Guatemala geleneği: Bitol – Alom - Quhalom,
• Kelt geleneği: Teutates - Taranis - Esus,
• Peru geleneği: Paçakamak - Kon - Virakoça,
• Eski Mısır geleneği: İsis – Osiris – Horus,
• Dogon geleneği: Nommo die-nommo tityayne-o nommo,
• Hitit geleneği: Teshup - Hepatu - Sharruma,
• İndo-aryen geleneği: Mitra – İndra – Varuna,
• Mitanni geleneği: Mitrassil – İndar – Uruvanassel,
• Sabiî geleneği: Hibil - Şitil - Anuş,
• Etrüsk geleneği: Tinia - Uni - Minerva,
• Grek ezoterizmi: Phanes - Ouranos - Kronos,
• Grek mitolojisinde Silene (Selene) - Hekate - Artemis,
• Eski İran’ın Ehli Hak geleneği: Güneş’in efendileri olan üç kardeş ilah,
• Orta Asya geleneği:Gök Tanrı-Kara Han-Ülgen,
• Bektaşi/Alevî geleneği: Hak-Muhammed-Ali,
• Sümer ve İskandinav tradisyonlarında ve neo–platonizm’de de bu tür üçlü ilah gruplarına rastlanır.
 
 
 

26 Kasım 2013 Salı

DÖRT İNCİL VE ÇELİŞKİLER



DÖRT İNCİL VE ÇELİŞKİLER



 
İÇİNDEKİLER


 KISALTMALAR

 ÖNSÖZ

İKİNCİ BASKININ ÖNSÖZÜ

 KİTÂB-I MUKADDESTEN SEÇMELER

 GİRİŞ

BİRİNCİ BÖLÜM KİTÂB-I MUKADDES NEDİR?

 A- KİTÂB-I MUKADDES SÖZÜNÜN ANLAMI

 B- KİTÂB-I MUKADDESİN TASNİFİ

1- ESKİ AHİD
2- YENİ AHİD
C- KİTÂB-I MUKADDES ÜZERİNDE YAPILAN ÇALIŞMALAR
1- GENEL OLARAK TENKİD İLMİ
a- Dış Tenkid
b- İç Tenkid
2- MİLAT ÖNCESİ YÜZYILLARDA YAPILAN ÇALIŞMALAR
3- MİLAT SONRASI İLK YÜZYILLARDA YAPILAN ÇALIŞMALAR
4- İSLAM DÜNYASINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR
5- HRİSTİYAN BATI DÜNYASINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR
 

İKİNCİ BÖLÜM İNCİLLER

 A- İNCİL KELİMESİ VE ANLAMI

 1- KELİMENİN MENŞEİ
2- HRİSTİYANLIKTA VAHİY VE İLHAM ANLAYIŞI.
3- HRİSTİYANLIKTA PEYGAMBERLİK ANLAYIŞI
 

 B- İNCİL VEYA İNCİLLER

 1- İNCİLLERİN TEKLİĞİ VEYA ÇOKLUĞU MESELESİ.
2- KONSÎLLER VE YENİ AHİDİN KANONÎZASYONU.
3- KİLİSE TARAFINDAN SAHTE (APOKRİF) SAYILAN İNCİLLER
4- BARNABA İNCİLİ
 

C- DÖRT İNCİL

 1- DÖRT İNCİLİN DİLİ
2- DÖRT İNCİLİN YAZARLARI
3- DÖRT İNCİLİN YAZILIŞ TARİHLERİ
4- DÖRT İNCİLİN ELDE MEVCUT EN ESKİ NÜSHALARI
5- DÖRT İNCİLİN İLK MATBAA BASKILARI
6- DÖRT İNCİLİN MUHTEVASI
a- Muharref Dört încile Göre Hz. İsa'nın Hayatı
1) Hz.îsa'nın Gençliği Hakkında İndilerde Bilgi Olmayışı
2) Muharref İncillere Göre Hz.İsa'nın Cinsel Hayatı..
b- Muharref Dört İncilde Geçen Hz.İsa'nın Mucizeleri..
1) Muharref İncillere Göre Hz. İsa'nın Hastalan Tedavi Etmesi
2) Muharref İncillere Göre Cinleri Çıkarması veya Kovması
3) Muharref İncillere Göre Gelecekte Olacağını Haber Verdiği Hadiseler
4) Muharref İncillere Göre Hz. İsa'nın Suretinin Değişmesi
5) Muharref İncillere Göre Hz. İsa'nın Ölüleri Diriltmesi
6) Muharref İncillere Göre Hz. İsa'nın Yiyeceği,
İçeceği Arttırması ve Malı Bereketlendirmesi
7) Muharref İncillere Göre Hz. İsa'nın Su ÜstündeYürümesi
Muharref İncillere Göre Hz. İsa'nın Fırtınayı Dindirmesi
9) Muharref İncillere Göre Hz. İsa'nın Suyu Şaraba Çevirmesi
c- Muharref Dört İncilde Geçen Hz.İsa'nin Vaaz ve Nasihatleri
1) Muharref İncillere Göre Hz. İsa'nın Kendisine
Karşı Olanlara Karşı Tutumu ve Hitap Tarzı
2) Muharref İncillere Göre Dostlarına Karşı Tutum ve Davranışları
3) Muharref İncillere Göre Annesine ve Kardeşlerine Karşı Tutumu
4) Muharref İncillere Göre Hz.İsa'nm İncir Ağacına Lanet Olayı
5) Muharref İncillere GöreHz.lsa'da Hayvan Sevgisi,
Onun Hayvanlara Saldırması
6) Muharref İncillere Göre Hz.İsa'nm İnsanı, Kendi
Bedenine Eziyet Etmeye Teşvik etmesi
7) Muharref İncillere Göre Hz.İsa'nm Sözlerinde Kin ve Nefret Unsurları
Muharref İncillere Göre Hz. İsa'nın Kölelik Anlayışı..
9) Muharref İncillere Göre Hz. İsa'da Irk Ayırımı
10) Muharref İncillere Göre Hz. İsa'nın Sözlerinde Erkeklerin Kendilerini
Hadım Etmeye ve Evlenmemeye Teşvik Edilmeleri
11) Muharref İncillere Göre Hz.İsa'nın Sözlerinde
Kadın Hakları ve Boşanma
12) Muharref İncillere Göre Hz.İsa'nın Sözlerinde
Servet Düşmanlığı ve Tembellik
13) Muharref İnciller ve Komünizm
14) Muharref İndilerde Sömürü ve Faiz Anlayışı

7- DÖRT İNCİLDE GÖRÜLEN ÇELİŞKİLER

 a- Muharref İndilerde Hz.İsa'nın Nesebi Konusunda Görülen Çelişkiler
b- Muharref İndilerde Hz.Yahya ile İlgili Çelişkiler
c- Muharref İndilerde Dans Sahneleri
d- Muharref İndilerde Havarilerle İlgili Çelişkiler
e- Muharref İndilerde Kızı İçin Yardım İsteyen Kadının
Milliyeti ve Memleketi ile İlgili Çelişkiler
f- Muharref İndilerde Hz.İsa'nın "İnsanoğlu" ve
"Allah'ın Oğlu" Olarak Anılması ile İlgili Çelişkiler....
g- Hz İsa'nın Tutuklanma Gecesinde Meydana Gelen
Hadiseler ile İlgili Olarak Görülen Çelişkiler
h- Muharref İndilerde Hz.İsa'nın Kudüs'e Giderken
Bindiği Hayvan Konusundaki Çelişkiler
i- Lanetlenen İncir Ağacı Konusunda Görülen Çelişkiler.
j- Muharref İndilerde Hz.İsa'nın Kendi Nefsi İçin
Şehadeti Konusunda Görülen Çalişkiler.
k- Muharref İndilerde Hz.İsa'nın Muhakeme Edilmesi,
Çarmıha Gerilmesi ve Yeniden Dirilmesi ile İlgili Olarak Görülen Çelişkiler
1- Muharref İndilerde Görülen Diğer Çelişkiler


 SONUÇ


 BİBLİYOGRAFYA



 
 

GİRİŞ



GİRİŞ



Hristiyanlık, Hz. İsa'nın getirmiş olduğu dinin adıdır ve Hristiyan kelimesi Yunanca "Hristos"dan gelmektedir. Hristos'un Arapça karşılığı "Mesih" kelimesidir. Mesih kelimesinin anlamı hakkında çeşitli yorumlar yapılmaktadır. Bazılarına göre bu kelime, İbraniceden alınmış olup "mübarek" ma'nasına gelmektedir. Diğer bazı araştırmacılar, kelimenin "çok seyahat eden" ma'nasına geldiğini, Hz.İsa'nın Orta Doğu'da çok seyahat etmesi sebebi ile ona bu ismin verildiğini ileri sürmektedirler. Yine bazı araştırmacılar bu kelimenin halk İbranicesinde "efendi" ma'nasını ifade ettiğini ileri sürerken, başka bir grup araştırmacı, "Mesih" kelimesinin "zeytinyağı ile yağlanan" anlamına geldiğini, zeytinyağı ile yağlanmanın Hristiyanlıkta çok önemli bir dinî merasim olduğunu ifade etmektedir. Bu kısa açıklamadan şu sonucu çıkarabiliriz. Yunanca olan Hristos veya kısaca Hrist kelimesinin Arapça karşılığı Mesih olduğu gibi, yine Yunanca Hristiyan kelimesinin Arapça karşılığı Mesihî kelimesidir. Hrist ve Mesih kelimeleri ile kastedilen kişi Hz. İsa'dır. Böyle olunca Hristiyan veya Mesihî denilince anlaşılan ma'na, Hz. İsa'yı tâkib eden, onun ortaya koymuş olduğu iman ve amel prensiplerini benimseyen, yani Hz. İsa'ya tabi olan kimsedir.


Başta Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler olmak üzere İslâm kaynaklan, Hristiyanlık ve Hristiyanlar hakkında genellikle "Nasraniyye" ve "Nasâra" kelimelerini kullanmaktadırlar. Kur'ân ve Hadiste daha çok bu ifadeler kullanıldığı halde, Türkçede Nasrani ve Nasâra kelimelerinden ziyade, Yunan menşeli Hristiyan kelimesinin kullanıldığı bir gerçektir. İslâm kaynaklarının Nasrani ve Nasâra kelimelerini kullanmasına, Hz.İsa'nın Filistin'deki Nasıra kentinden olması sebep olarak gösterilmektedir. Bu durumda Nasrani, Nasıralı İsa'ya tabi olan kimse anlamına gelmiş oluyor.


 Bundan 1996 sene önce dünyaya gelmiş olan Hz. İsa'ya, kendisi dünyada iken pek az kişi iman etmiş olmakla beraber, onun dünyadan ayrılışından kısa bir süre sonra, kendisine tabi olanların sayısı artmaya başlamış ve M.S. dördüncü yüzyılda tebliğ etmiş olduğu din, bir devletin resmî dini haline gelmiştir. Başlangıçta daha çok fakirlerin, kölelerin, işçilerin ve alt tabakadan diğer insanların rağbet ettiği bir din durumunda olan Hristiyanlık, bir süre sonra şekil değiştirerek üst tabakanın ve devlet yöneticilerinin itibar ettiği bir din haline gelmiştir. Hz. İsa'dan sonra Havariler ve onların öğrencileri tarafından yayılmak istenen Hristiyanlığın, bu yayılma faaliyetlerine uzun süre devlet yöneticileri ve üst tabakadan kimseler engel olmaya çalışmışlar, zaman zaman Hristiyanlığı yaymak isteyen bu kişilere zulüm ve işkenceler yapmışlar ve onları öldürmüşlerdir. Uzun süre üst tabakanın girmeye tenezzül etmediği bu din, üç dört asırlık bir zaman zarfında büyük bir güce kavuşmuştur. Bunu gören bazı devlet yöneticileri, bu gücü siyasi açıdan kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak amacı ile birdenbire tavır değiştirerek Hristiyanlara bir takım imtiyazlar vermiş ve böylece büyük Hristiyan kitlelerini arkalarına almaya çalışmışlardır. Başta Kostantin olmak üzere bazı imparatorlar ve krallar, Hristiyan-ları kendi siyasî amaçlarına alet etmek için Hristiyanlığı kabul etmiş görünmüşlerdir.


 Hristiyanlık ilk yüzyıllarda genellikle Roma imparatorluğu sınırları dahilinde yayılmaya çalışmıştır. Bu dönemlerde Yahudiler, kendi dinlerini kendi ırklarından olmayanlara benimsetmek için fazlaca gayret göstermemekte idiler. Putperest Roma'da yayılma gayesi güden başka herhangi bir din olmadığı gibi, mevcut putperestlik, imparatorlukta yaşayan halkın ma'nevi ihtiyaçlarını tatmin etmekten uzak ve çok ilkel bir durumda idi. Ayrıca Anadolu ve çevresinde görülen Sır Dinleri, sıkı bir şekilde gizliliğe riayet ediyor ve hiçbir şekilde alenî bir yayılma faaliyetinde bulunmuyorlardı. O devirlerde dünyada mevcut olan yayılmacı dinlerden hiçbiri de Roma imparatorluğu toprakları içinde görülmüyorlardı.

İşte bu ortam içinde ortaya çıkan ve yayılma faaliyetlerine başlayan Hristiyanlık, kısa sürede büyük başarılar elde etti. Önce Roma imparatorluğu toprakları üzerinde yayılan bu din, bir süre sonra imparatorluk hudutlarını aşarak Avrupa, Asya ve Afrika'da mevcut devletlerin topraklarına nüfuz etmeyi başardı. Bu uygun ortam, yayılmayı hızlandırmakla birlikte, bunun çok rahat bir şekilde gerçekleştiğini söylemek mümkün değildir. Bilhassa Hz.İsa'dan sonraki ilk yüzyıl, rahat bir dönem değildi. Dönemin Roma imparatorları, Hristiyanlığın hızla yayılmasını kendi tahtları için büyük bir tehlike olarak görmüş ve bu dini ortadan kaldırmak için heryola başvurmuşlardır. Hz.İsa'nın mesajını yaymak için gece gündüz durmadan faaliyet gösteren Havarileri ve onların öğrencilerini sıkı şekilde tâkib eden devlet yöneticileri, bunların büyük bir kısmını, faaliyetlerini engellemek için öldürmüşlerdi. İlk asırda başlayan işkence ve zulüm, ikinci ve üçüncü yüzyıllarda artarak devam etmişti. Öyle ki, o devirlerde yapılan kiliselerin bir kısmı, takibattan korunmak gayesi ile yer altlarına, mağara oyuklarına ve ormanların içinde tenha yerlerde inşa edilmişti. Bütün bu zulüm, işkence ve baskılara rağmen Hristiyanlık, gitgide güçlenmiş ve dördüncü yüzyılın ortalarında büyük bir kuvvet olarak ortaya çıkmıştır.


 Zulme uğradıkları sıralarda devamlı olarak baskı ve işkencelerden şikayet eden Hristiyanlar, dördüncü yüzyıldan itibaren saraylara nüfuz ederek imparator ve kralları etkilemeye başlamış ve onların güçlerinden azami şekilde faydalanarak dinlerini yaymaya devam etmişlerdir. Ancak, daha önce kendi çektiklerini çabucak unutarak kendi davetlerini kabul etmeyen insanlara devlet eli ile işkence etmekten de geri kalmamışlardır.


 Hristiyanlar, bir yerde iktidarı ele geçirir geçirmez kendilerine karşı gelen ne varsa hepsini birden imha etmekten asla çekinmemişlerdir. Hristiyanlar, Hristiyanlığı kabul ettirmek istedikleri insanlardan, kendi davetlerine uymayan ve bu dini kabul etmeyenlerin itirazlarına asla tahammül edememiş ve onları acımasızca yok etmişlerdir.

 Dördüncü yüzyıldan itibaren Hristiyanlığı kabul ettirmede cebir ve şiddetin kullanılması Kilise tarafından meşru kabul edilmiş, Hristiyanlığa zorla sokulmak istenen kişilerin, bu isteği reddetmeleri halinde onlara ne gibi işkencelerin tatbik edileceği dahi tesbit edilmiştir. O devrin Hristiyan mantığına göre, bir insanın Hristiyanlığı kabul etmeden yaşamasından ölmesi daha iyidir, dolayısı ile Hristiyanlığa girmeyi reddeden, çeşitli işkence ve zulüm metodlarının uygulanmasına rağmen, bu dine girmemekte direnen insanları öldürmek, onların yaşamalarına müsade etmekten daha iyidir. Bu insanları öldürmek aslında onlara iyilik etmektir. Dolayısı ile kendi davetlerine icabet etmeyenleri öldürmek, Hristiyan mantığına göre sevap olarak kabul edilmiştir.
 

 Hristiyanlığın karşısına yayılma faaliyeti gösteren bir dinin çıkmaması, o dönemde mevcut olan putperestliğin insanları manevî yönden tatmin etmekten aciz oluşu, Hristiyanların dinlerini kabul ettirme hususunda her yola başvurmaları ve her şeyi mübâh saymaları, bu dinin bilhassa Avrupa'da hızla yayılmasına sebep olmuştur. Kısa sürede dünyanın en büyük dini haline gelen Hristiyanlık, yedinci yüzyılın başlarına kadar çok rahat bir şekilde gelişmeye devam etmiştir. Ancak bu yüzyılın başında ciddi bir rakiple karşı karşıya kalan Hristiyanlığın ilerlemesi birdenbire durmuş, hatta gerilemeye başlamıştır. Hristiyanlığm karşılaşmış olduğu bu rakip İslâmiyet idi. Yedinci yüzyılın başında İslâmiyetin ortaya çıkışı ile beraber Hristiyanlık, bilhassa Asya ve Afrika'da büyük bir darbe yemiş, kısa sürede kendisinin doğduğu bölge olan Orta Doğu'dan tamamen silinmiştir. Müslüman devletlerin siyasî ve askerî bakımdan üstün bir durumda olmaları, Hristiyanların İslâm topraklarında cebir ve şiddet kullanmalarına engel teşkil etmiştir. İnanç ve amel noktasından İslâmiyetin Hristiyanlıkla mücadele edebilecek kapasitede olması da, ikna yolu ile Hristiyanlaştırma silahını onların elinden almıştır.


 Başta Kudüs ve Şam olmak üzere bir kısım Bizans topraklarının Müslümanların eline geçişi, Hristiyan dünyasında ciddi endişelere sebep olmuş ve İslâm dünyası karşısında düşülen kötü duruma son vermek için acil tedbirlere başvurulmuştur. Bu cümleden olmak üzere Hristiyanlar, Kudüs'ü kurtarmak ve kutsal toprakları geri almak için büyük bir ordu kurarak Haçlı Seferleri düzenlemeye başlamışlardır. Hristiyanlar, Haçlı Seferlerine paralel olarak kendi dinlerini yaymak üzere dünyanın çeşitli yerlerine misyonerler göndermişler ve İslâm ülkeleri ile başlattıkları silahlı mücadeleyi misyoner faaliyetleri ile de desteklemişlerdir. Misyonerlerin bilhassa müslümanlar arasında başarılı olabilmeleri için, Kilise onlara Arapça ve İslâmî ilimler öğretmeye başlamıştır. Haçlı Seferlerinin başarısızlıkla neticelenmesi sonunda, Hristiyan Kilisesi bütün gücünü tekrar misyoner faaliyetleri üzerinde yoğunlaştırmıştır.


 Sıcak savaş yerine, misyonerler kanalı ile hem Hristiyanlığı yaymak, hem de kaybedilen toprakları geri almak düşüncesi, dünyanın dört bir yanına yayılmış geniş bir misyoner teşkilatının kurulmasına sebep olmuştur. Misyoner faaliyet eri her ne kadar müslüman ülkelerin topraklarında fazla başarı sağlayamadı ise de, dünyanın diğer yerlerinde özellike putperestler arasında oldukça başarı sağlamıştır. Dünya ile Hristiyan nüfusunun artarak bütün dinler arasında birinci sırayı alışının arkasında yatan gerçek faktör, misyoner teşkilatlarının bu yoğun çalışmalarıdır. Haçlı Seferleri sırasında olduğu gibi, daha sonraki savaşlarda da misyonerler, Hristiyan ordularla birlikte çalışmış ve bu orduların adeta öncü kuvveti görevini ifa etmişlerdir. Bugün Hristiyanların dünyadaki toplam nüfusu bir milyardan fazladır. Avrupa, Amerika ve Avusturalya'da çoğunluk durumunda olan Hristiyanlar, Asya ve Afrika'da azınlık olarak varlıklarını sürdürmektedir.


 Günümüzde dünyada örgütlü ve düzenli olarak yayılma faaliyeti gösteren yegâne din Hristiyanlıktır. İslâm ülkelerinin, içinde bulundukları acıklı durum sebebi ile Müslümanların, bırakınız Müslüman olmayanlar arasında İslâmiyeti yayma faaliyeti göstermelerini, onlar Müslüman çocuklarına dahi îslâmiyeti öğretmekten acizdirler. Budizm vb. yayılma gayesi güden bazı dinlerin de Hristiyanlarınki gibi, yaygın bir misyoner teşkilatı mevcut değildir.

 Dünyanın her tarafını kaplayan geniş bir misyoner ağına sahip olan Hristiyanlık, yayılmak için eskiden olduğu gibi her türlü vasıtayı meşru görmekte ve her yola başvurmaktadır. Hristiyan misyonerleri dünyanın dört bir yanında her türlü tehlikeyi göze alarak faaliyetlerini sürdürmektedirler. Hristiyanlık, günümüzde sadece misyoner teşkilatları ile propaganda edilmemekte, Hristiyan ülkeler, çeşitli basın ve yayın vasıtaları ile de dinlerini propaganda etmektedirler. Bilhassa radyo, televizyon, sinema, tiyatro, gazete, dergi ve mecmua gibi basın ve yayın araçları ile yürütülen Hristiyanlık propagandası, bazen misyonerlerin yaptığı propagandadan daha başarılı sonuçlar vermektedir. Hristiyan yapımı bazı filim ve televizyon dizilerinde bazen açık açık Hristiyanlık propagandası görülmekte, Kilise ayinleri sık sık sahneye getirilerek rahipler dünyanın en şefkatli ve iyilik sever insanları olarak takdim edilmektedir. Bu tür sahneler, dizilerde sıkça gösterildiği gibi, sinema ve tiyatro eserlerinde de aynı motifler sistemli bir şekilde işlenmektedir. Bununla her ne kadar "Gelin Hristiyan olun" türünden bir propaganda yapılmıyorsa da, takip edilen metod, belki o tür propagandadan, daha tesirli olmaktadır.


 Dua ve ibadet ihtiyacını hissettiği zaman kendi dinine göre nasıl dua ve ibadet edeceğini bilemeyen kimselerin, Özellikle radyo, televizyon gibi yayın araçlarından büyük ölçüde etkilenen küçük çocukların, kiliselerdeki ayin, nikah vb. sahnelerden etkilenmemeleri mümkün değildir. Hatta bu sahnelerin etkisi altında kalan küçük çocukların zaman zaman Hristiyanlar gibi haç çıkardıklarına ve dua ettiklerine şahit olmaktayız. Çeşitli Hristiyan mezheblerine bağlı radyo istasyonları, dünyanın dört bir yanına Hristiyanlığı tanıtıcı yayınlar yapmakta, Hristiyan olmayan insanları kendi dinlerine çekebilmek için her türlü gayreti göstermektedirler.
 

 Batılı ülkelerce, geri kalmış ülkelere yardım amacı ile bu ülkelerde kurulan hastane, okul, fabrika vb. müesseselerin kilit noktalarına genellikle mutaassıp Hristiyanlar yerleştirilmekte, bu kişiler Hristiyanlığı yayma hususunda o bölgede faaliyet gösteren misyoner örgütleri ile ortak hareket ederek zamana ve şartlara göre faaliyetlerini yürütmektedirler.


 Avrupa'nın muhtelif ülkelerinde işçi olarak çalışan Müslüman Türklere, Kilise rahipleri tarafından sürekli olarak Hristiyanlığa katılma çağrıları yapılmakta, çağrıya uyanlara kaldıkları ülkelerde her türlü kolaylık Kilise tarafından sağlanmaktadır. Ayrıca Kilise tarafından yılın belli günlerinde Hristiyan olmayanları Hristiyanlaştırmaya yönelik konferanslar düzenlenmekte, bu konferansa katılmaya razı olanlar için işyerlerinden izin alınmaktadır.


 Hristiyanlığın dayandığı ana kaynak Kitâb-ı Mukaddes olduğu için, Hristiyanlık propagandasında esas ağırlık bu kitaba verilmektedir. Dünyada en çok basılan ve dağıtılan kitap, Kitâb-ı Mukaddesdir. Dünyanın her yerine bine yakın dil ve lehçeye tercüme edilerek dağıtılan Kitâb-ı Mukaddesin gerek tercüme edilmesinde ve gerekse basım ve dağıtımında Hristiyan devletlerin ekonomik ve siyasi destekleri vardır. Yıllık tirajı milyonla ifade edilen ve en ilkel kabile dillerine dahi tercümesi yapılarak dağıtılan bu kitabın muhtevası nedir, ne zaman yazılmıştır, nasıl toplanarak bir araya getirilmiştir? Denildiği gibi bu kitap gerçekten bir rehber midir, insanlığa gerçek bir kurtuluş sunmakta mıdır?

 Avrupa Topluluğuna giriş için her türlü gayretin gösterildiği şu günlerde, topluluğa üye olan ülkelerde ciddi bir endişe ortaya çıkmıştır. Bu endişe bir yetkilinin ağzından, "Siz Müslümanısınız, biz Hristiyanız, biz sizi kabul edemeyiz" sözleri ile ifade edilmiştir. Bu kişi aslında "Eğer Avrupa topluluğuna girmek istiyorsanız önce İslâmiyeti terkedin ve Hristiyanlığa girin" demek istemiştir. Müslüman bir ülkenin böyle bir topluluğa girişini bir türlü mantığı kabul etmeyen bu Batılının, ne kadar tolerans ve hoşgörü sahibi olduğu da ortaya çıkıyor. Batı, Türk milletini Hristiyan kültürü potasında eritmeden onu kendi bünyesine almak istememektedir. Biz ise işin sadece ekonomik yanını düşünerek, bu topluluğa girmekte ısrar etmekteyiz. Biz, bu topluluğa girdiğimizde dünyanın her tarafında faaliyet gösteren ve propagandada çok usta olan Hristiyan misyonerlerinin, serbest dolaşım hakkından faydalanarak ülkemizde serbestçe ve açık şekilde propaganda faaliyetlerini yürüteceklerini hesaba katmamaktayız. Şimdiye kadar ülkemizde sınırlı olarak yürüttükleri propaganda faaliyetleri ile evlerin kapılarının altından atılan Hristiyanlığa davet broşürlerinin dağıtımı ve yabancı okullarda çalışan bazı Hristiyan hocaların Kitâb-ı Mukaddes propagandaları daha da artacak, şimdiye kadar yurt dışındaki işçilerimize tertiplenen çadır konferansları, bundan böyle Türkiye'de bizlere de düzenlenebilecektir. Yurt içinde ve dışında Türk insanına yöneltilen ve bundan sonra daha daartarak yöneltilecek olan Kitâb-ı Mukaddes ve Hristiyanlık propagandasına karşı, bunlar hakkında doğru bilgileri ortaya koymak bir görev olmaktadır. Ancak, bu görevi bir karşı propaganda niteliğinde değil, aksine tarafsız bir şekilde, ana kaynaklara dayanarak, ilmî prensipler çerçevesinde yapmak gerekir.

 Biz, bu araştırmamızda Hristiyan kültürünün ana kaynağı durumunda olan Kitâb-ı Mukaddesi, özellikle İncilleri ele alıp, zaman zaman kendi kaynaklarına da başvurmak sureti ile inceleyeceğiz. Bu kitaplar ne zaman, kimler tarafından yazılmıştır? Bunlar ilk yazıldıkları gibi muhafaza edilebilmişler midir, yazarları belli midir? Bu kitapların muhtevaları nedir? Bunlardaki bilgiler yirminci yüzyılın gerçeklerine uygunluk arzediyor mu? Bilhassa dört ayrı yazar tarafından kaleme alınan İncil nüshalarında farklılık var mıdır, şayet varsa bu farklılık esasta mı, yoksa teferruatta mıdır? Amacımız karşı propaganda niteliğinde Hristiyanlığa veya Kitâb-ı Mukaddese reddiye yazmak değildir, sadece propagandası yoğun olarak yapılan ve insanlarımıza direkt olarak yöneltilen bir inancın ana kaynağını, tarafsız bir şekilde ele alıp tanıtımını yapmak ve onu incelemektir. Nitekim bir çok Batılı Hristiyan oryantalist, İslâmiyeti ve Kur'an-ı Kerimi ele alıp incelemektedirler. Bizim bu tür yapacağımız bir çalışma üzerinde aşırı hassasiyet gösteren ve bilimsel tarafsızlık ilkesine riayet edip etmediğimizi sıkı sıkıya kontrol eden bazı Batılı araştırmacılar, kendilerinin İslâmiyet üzerinde yaptıkları araştırmalarda, bizden istedikleri tarafsızlığa riayet konusunda fazla titiz değildirler. Bunların bir kısmı, kendi koymuş oldukları prensipleri ihlal ederek, hislerinin ve inançlarının etkisi altında kalmaktadırlar. Bunlar, İslâm kaynaklarında mevcut olan, ama işlerine gelmeyen bazı delilleri rahatlıkla gözardı etmekte, bazı bilgive delilleri de eksik olarak almakta, dolayısı ile yanlış sonuçlara ulaşmaktadırlar. Biz, bu araştırmamızda kaynaklar bize ne veriyorsa onlara kesinlikle bağlı kalacağız, delilleri görmezlikten gelmeyecek ve eksik olarak kullanmayacağız.


 Yapmış olduğumuz bu araştırmada ele alıp zaman zaman kendilerinden örnekler verdiğimiz İnciller şüphesiz Allah'ın İsa'ya vahyetmiş olduğu gerçek İncil değildir. Çünkü İslama göre bu kitap tahrif edilmiş ve aslı yok olmuştur. Dolayısı ile muharref İncillere yöneltilen tenkidler, bu kitapların tahrif edilmemiş aslı olan İncile asla şamil değildir . İlerde geniş bir şekilde görüleceği üzere bugün elde mevcut olan bu kitaplar, Hz. İsa'dan asırlarca sonra kaleme alınmış olup bu kitaplar-daki sözlerin büyük bir kısmının Hz İsa ile hiçbir ilgisi yoktur. İncillerde bu peygamberle ilgili olarak verilen haberlerin büyük bir çoğunluğunun da onunla hiçbir ilgisi mevcut değildir. Yapmış olduğumuz bu araştırmada bazı okuyucularımızın yanlış bir kanaate kapılmasını önlemek için böyle bir açıklama yapmayı gerekli bulduk.
 

İslama göre Hz. İsa bir resul ve nebidir, Allah'tan almış olduğu vahyi insanlara ulaştırmıştır, o, hatadan masundur, kendisinden tevhide aykırı hiçbir şeyin sadır olması mümkün değildir. Bugün elde mevcut olan İncillerde ona isnâd edilen fiil ve sözlerin büyük bir çoğunluğu ona yapılmış olan itham ve iftiralardan ibarettir. Bu peygamberin ve ona vahyedilmiş olan kitabın bu itham ve isnadlarla hiçbir alâkası yoktur. Bunlar, Hristiyanlar tarafından daha sonraları ortaya atılmış ve büyük bir kısmı hayal ürünü olan şeylerdir.